SON DAKİKA

Atatürkçü olmak ne demek?

03 Mayıs 2010 Pazartesi, 10:24:34 Güncelleme:01 Mayıs 2010 Cumartesi, 10:24:34
Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu

[javascript protected email address]

Yaşım 72 ve bir bilim insanıyım. Hem Türkiye’de hem de yurt dışında öğretim üyeliği yaptım; araştırmalar planladım ve uyguladım, ders verdim, makaleler ve kitaplar yazdım. Yani ister Batı ölçütlerinde olsun, ister bizim ülkenin ölçütlerinde olsun, boş bir adam sayılmam. Ama hala kendilerine “Atatürkçü” diyenlerle demeyenler arasında süregiden “kavga” konusunda kafam karışık.

Kimin Atatürkçü olup kimin olmadığını yazılardan ve sözlerden bir türlü açık seçik kavrayamıyorum. Yani insan ne zaman Atatürkçü olur ya da olmaz? Acaba anlayışım mı kıt? Ama sanmıyorum. Geçenlerde kendime sordum, “Atatürkçülük nedir? Kime Atatürkçü denir? Birinin Atatürkçü olup olmadığını nasıl belirlersin?”
Atatürk’ün nutkunu okudum, yabancı yazarların Atatürk’le ilgili yazdıklarına ve değerlendirmelerine baktım ve sonuçta Atatürk’ün felsefesinin özünün aşağıdaki şu üç ilke içinde özetlenebileceği kanısına vardım:

1-Gerçeği olduğu gibi kabul etmek ve gerçeğe saygı duymak. Atatürk’ün tüm planlama ve stratejilerini algıladığı gerçekler çerçevesinde oluşturduğuna inanıyorum. Gerçekleri olduğu gibi algılayabilmek için sürekli kendini geliştirmek, okumak, düşünmek, gözlem yapmak, gözden geçirmek, dikkatli olmak gerektiğinin farkındaydı. O nedenle sık sık diğerleriyle sohbet içinde olmaya, ilgilendiği konu ne ise o konuda var olan algılamaları öğrenmeye özen gösterirdi. Bu planlama ve hazırlık aşamasında böyleydi. Herhangi bir planın uygulamalarının sonucunda elde edilen verileri dikkatle takip etmeyi ve veriler çerçevesinde stratejileri değerlendirmeyi de ilke edindi. Yani bana göre Atatürk verilerle yatıp kalkmaya özen gösteren biriydi.
O nedenle gerçeğe saygılı olan, verileri takip eden, veriler çerçevesinde konuşan, ne fazlasını ne de azını söyleyen insanların kılığı, kıyafeti, mesleği, şivesi, dini itikadı ne olursa olsun benim gözümde onlar Atatürk’e ters düşmüyorlar. Aksine varoluşlarıyla, yaşamlarıyla, yaptıkları iş ve faaliyetleriyle Atatürk’ün yaşamasına ve güçlenmesine hizmet ediyorlar.

2-Aklın ve bilimin rehberliğini kabul etmek. Bana göre Atatürk verilere saygılı olmakla kalmamış aynı zamanda o verilerin ne anlama geldiğini anlamak için aklın ve bilimin rehberliğini kabul etmiş biridir. Çağdaş toplum içinde büyüyen biri için bu çok doğal ve zaten herkeste olması gereken bir tutum. Ama ben öyle bir topluma büyümedim; benim çevremde cinler vardı, kimi çocuklar uğurluydu, kimi çocuklar uğursuzdu. Allah yürü ya kulum derse herhangi biri zengin olurdu, kısmetsiz ise ne yaparsa yapsın işi gelişmezdi. Her insanın vadesi doğuştan alnına yazılmıştı. “İnşallah” demeden başlanılan işten hayır çıkmazdı. Sanırım Atatürk’ün çocukluğu da benimki gibi bir ortamda geçti. Bulunduğum okullar ve beni etkileyen insanları göz önüne alacak olursak benim bir bilim insanı olarak yetişmemde hayret edilecek bir durum yok; ama onun bir bilim insanı gibi düşünmesi ve değerlendirmesi bence mucize gibi bir şey. Şu anda yazmak istediğim onun düşünce tarzının nasıl oluştuğuyla ilgili değil; ama o da ayrı bir incelemenin konusu olmalı.
Aklı ve bilimi kendine rehber edinmiş her bir kişi, kılığı, kıyafeti, mesleği, şivesi, dini itikadı ne olursa olsun, bana göre, Atatürk’e ters düşmez, düşemez.

3-Koşulsuz bağımsızlık. Bana göre Atatürk’ün özünü belirleyen üçüncü ilke onun hem bir birey olarak hem de bir ulus olarak özgürlüğe koşulsuz kendini adamasıdır. Başka türlü getirisi ne olursa olsun özgürlükten ödün vermek asla bir seçenek olarak düşünülmemelidir. Bağımsızlık Atatürkçülüğün özüdür.
Bu üç ilkeyi kabul eden ve uygulayan herkes benim gözümde Atatürkçüdür.

DİĞER YAZILARI